Mehmet Özatlar

Tarih: 03.09.2021 09:18

Bırak! Kaynasın Kahvenin Suyu.

Facebook Twitter Linked-in

İşine aşık, görevi ve mesleği ne olursa olsun, onu şevkle ve gururla yapan insanlara hayranım.

Sizler de her mecrada sık sık değişik hayat hikâyeleri ya da kıssalara rastlıyor ve vay bee!!!diyorsunuzdur.

Örneğin herhangi bir ülkede sizin ne iş yaptığınız ile ilgili soru en sonlarda gelirken, bizim ülkemizde ilk sıradadır. Çünkü karşımızdaki bize nasıl davranması gerektiğini, değer verecekse de ne kadar yaklaşması lazım geleceğini yaptığımız işe göre belirleyecektir. Bunun için önce ne iş yaptığımızı öğrenmek zorunda kalıyor. Sebep; öyle yetiştirilmiş. Yani suç çocukta ya da gençte değil. Anne babalar da bak bilmem kimin kızı mühendis, kimin oğlu doktor, kimin kimi şirket sahibi, diye diye insanların alt grup dedikleri bizim de emekçi olarak tanımladığımız mevkileri önemli görmüyor.

Yani benim oğlum ya da kızım çok büyük mevkilerde olmak zorunda diye diye çocukları istemedikleri bir meslekte yeterli bile olsa duygusuz yetiştiriyoruz. Bu da işini sevmeden iş yapmaya çalışan insanlar topluluğu olmamıza neden oluyor.

Burada elbette çok yüksek mevkide olan yıllarca okumuş insanların çocuklarım elbette yüksek mevkilerde olmalı, yoksa kimse yüzüne bakmaz demesinden kaynaklanıyor.

Ülkemize gelen turistlerin çoğu, insanların alt gelir grubu diye tabir ettikleri yerlerde çalışıyorlar. Ama bizler onların ne iş yaptığına değil, ülkemize bırakacakları dövize bakıyoruz elbet. Bir sosyal deney yapılırsa, aslında turistlerin içerisinde hiç okula gitmemiş ama yaptığı iş ile gurur duyan, el emeği diye tabir edilen işlerle uğraşan binlercesine rastlayabilirsiniz. Okumak elbette önemli, ancak doğruyu doğru bir şekilde okumak, okuduğunu anlamak ve anlatacak derecede okuduğuna hakim olmanın ne denli önemli olduğunu ilim ve bilim adamlarında zaten görüyoruz.

Siz doktorsunuz diye çocuğunuz da doktor olarak başarılı olamayabilir, siz marangoz iseniz çocuğunuz sizin yerinize geçip sizin gibi bir zanaatkâr olamayabilir, çünkü herkesin becerisi ve ilgisi farklıdır.

Radyoculuk ve TV’lerde çalıştığımız günlerde mesleğimize aşık olduğumuz için para bizim için hep ikinci plandaydı, çok kazanmadık ama hayattan paranın satın alamayacağı hatta yetmeyeceği kadar çok şey öğrendik. Ailemiz elbette memur, polis, doktor, mühendis vs. olmamızı istiyordu, okuduk elbette ama çok sevdiğimiz için sunucu olduk, gazeteci olduk. Bununla gurur duyması gereken ailemiz sırf yukarıda sayılanlardan bir unvan alamadığımız için bizi yadırgadılar.

İşte tam da burada devreye giren insanın para için değil, aşkla, şevkle ve heyecanla yaptığı işe bağlı kalmasıdır. Temizlik işiyle uğraşan da, çayları servis eden de, Garson da Genel Müdürlük yapan da Şef, Müdür, Doktor, Hâkim, Savcı ya da Mübaşir olan da, işini layıkıyla yaptığı sürece mutsuzluk kalmaz. Bizler küçümsemeye kalkıp emekçi kişileri küstürürsek, elbette onlar da çocuklarının sevmedikleri ama mevkisi yüksek tabir edilen bir mesleğe adım atmaları için elindekini avucundakini satıp her şeyi yaparlar.

Mutsuzluk buradan geliyor,

Mutluluğun formülü ise;

Yaptığın işi sevmek ya da sevdiğin işi yapmak…

Radyoculuk dedim de aklıma geldi, rahmetli Cem Karaca ne güzel seslendiriyor; Bırak kaynasın kahvenin suyu, bana İstanbul’u anlat… Nasıldı?


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —